Her hareketi şeriata uygun; tarikatın edeplerini, yöntemlerini, zikirlerini bilen ve müridine seyr-i süluk yaptırabilecek ve makamları geçirebilecek Allah’a ( c.c) vardırabilecek yeteneği olmalıdır.
Bütün kötü huylardan, bid’atlardan ve ruhsatlardan kaçınmalıdır. Fakirleri, garipleri, zayıfları korur. Nefsini ve kalbini kontrol altına almış; Peygamberimizle manevi bağlantı kurabilen Allah’a ( c.c) vararak fani olmuş ve tarikattan icazet ( diploma) mutlaka almış bir şeyhtir.
Mal, çoluk- çocuk, rütbe, makam ve baş olma sevdasından vazgeçmelidir. Yemeğe ve giymeye düşkün olmamalıdır. Bulduğunu yemeli, eline geçeni giymeli; içini, dışını bir tutmalıdır. Gerçek dahi olsa hal sahibi olduğunu söylememelidir. Olayların gerçek yaratıcısı olan Allah’u Teala’ya ( c.c) tüm işlerinde güvenmek gerekir. Böylece yaratıkların aracılığıyla kalbini bağlamamış olur.
Allah için sevmeli ve nefret etmeli; Sünnet-i Muhammediye uymalı kerametinin olması veya olmaması yanında aynı olmalıdır. Sevinçli halinde kalbi hüzünlü, üzüntülü halinde kalbi rahat olmalıdır. Bunu sağlamak için Cenab-ı Hakk’ın ( c.c) buyurduğu kudsi hadisi düşünmelidir : “ Ben kalbi kırıklarla beraberim.”
* Mürit kardeşlerine kusur aramamalı, geçmişte yaptığı hataları araştırmamalı, yüzüne vurmamalı ve bunlardan dolayı onları aşağılamamalıdır. Büyükler buyurmuşlardır : “ İnsanların eksikliklerinden kendisine bildirilen bir hal şeytanın aracılığıyla gelen keşiftir. Allah’u Teala ( c.c) ona kıymet vermez.” İnsanların kusur ve günahlarını araştıran gönül dünyası (sırrı) zarar görür. Şeyhinden yararlanması kesilir.
* Bir acı şalgam bile olsa Allah’u Teala’nın ( c.c) kendisine verdiği nimetleri mürit kardeşleriyle paylaşmalıdır.
* Mübarek geceleri ve toplantı gecelerini kardeşlerine bildirmeli; onlardan önce uyanırsa onları uyandırmayı kendine görev bilmelidir.
* Yaptığı ibadetleri diğer müritlerinkinden fazla görürse, nefsini de onlardan üstün görmemeli, aksine onların uykusu benim ibadetimden hayırlıdır diye düşünmelidir. Zira uykuda olana günah yazılmaz.
* Mürşidini terk etmiş ve kendini dünya hırsına kaptırmış müritlerle arkadaşlık yapmamalıdır. Aksi halde kendisi de onunla birlikte kaybolur gider.
* Müritlerden yoksul olanları gözetmede diğerlerine örnek olmalı ve bunu nafile ibadetlerden üstün tutmalıdır.
* Hasta ve kimsesiz müritleri arayıp sorarak ihtiyaçlarını yerine getirmelidir.
* Mürit kardeşleri için her zaman iyi düşünceli olmalı ve kalbine gelen kötü duygulara kulak asmamalıdır.
* Son nefesini vermekte olan mürit kardeşin yanında gerekirse sabahlayarak gerekli görevlerini yerine getirmelidir.
* Diğer müritlere duada bulunmalıdır. Bilhassa gece namaza kalktığında ve secdede Allah’u Teala’dan( c.c) onlar için af dilemelidir. Mürit bu şekilde yaparsa melekler de onun için aynı şeyi yaparlar.
* Herhangi bir konuda şeyhini aldatmamalıdır. O’na son derece saygı göstermelidir.
* O’nun öğrettiği zikir ile kalbini düzeltmeye çalışarak gafletten kurtulmaya çabalamalıdır.
* Bir konuda haklı bile olsa şeyhin sözünü ve gayesini anlamaya çalışmalı; ona karşı ölü yıkayıcısının eli altındaki ceset gibi olmalıdır.
* Şeyhi bir şey sormadan söz söylememelidir.
* Herhangi bir isteğini şeyhinden başkasına söylememelidir. Eğer mürşidine ulaşamazsa ve çok gerekliyse salih, eli açık ve takva sahibi kişilerden istekte bulunabilir.
* Ancak mürşidi aracılığıyla istek ve gayesine ulaşabileceğine inanmalıdır. Sevgisi başka bir şeyhe yönelirse kendi mürşidinden yarar göremez ve feyz kapısı kapanır.
Mürşid hakkında ihlasın en düşük derecesi
Müridin, dünya kutuplarla dolu olsa dahi feyiz kapısını ancak şeyhinin açabileceğini ve bütün ibadetlerinin şeyhin bir tek nazarına ( bakışına ) eşit olamayacağına inanmasıdır.
İhlasın En Yüksek Derecesi
Şeyhinin tüm hareketlerinin, sözlerini ve hatta latifelerinin (esprilerinin) nefsi, dünyevi ve uhrevi ( ahiret için) yarar değil, ancak ruhani ve Allah-u Teala’nın ( c.c) rızası için olduğuna inanmasıdır.
Muhabbetin En Düşük Derecesi
Şeyhinin tüm isteklerini kendi isteklerinden daha üstün tutmasıdır.
Muhabbetin ( sevginin ) en yüksek derecesi
Kendi arzularını şeyhinin arzularında yok etmesi, herhangi bir istek belirtmemesidir. Şeyhin bir isteği ve emri olursa onu istemesi, bir şey emretmezse hiçbir dilekte bulunmamasıdır. Öyle hale gelmeli ki onun emri olmadan hiçbir şey yapmamalıdır. Bununla beraber şeyhiyle zahirde kavuşmayı şiddetle istemelidir. Zahirde kavuşunca, manen kavuşmayı yanık kalple şiddetle arzu ederek kendisini yanık kalple şiddete arzu ederek kendisini hiçbir şeyin oyalamasına izin vermemelidir; kalbindeki aşkı hiçbir şey alıkoymasın. Allah- u Teala’ya ( c.c) yaklaştıkça ilahi makamlardan ne kadar uzak olduğunu anlar. Çünkü yakınlığın ve kavuşmanın dereceleri sonsuzdur.
Nakşibendi Tarikatı’nda En Önemli Şey İtikadi Ehl-i Sünnet’e Göre Düzeltmek ve Dört Hak Mezhepten Birine Uymaktır
Şah-ı Nakşibendi Hazretleri’nin ( k.s) açıkladığına göre en önemli nokta dinin emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Kemal derecesine varmak için tek başına bunun yeterli olabileceğini söylediler. Bunu sağlamak için “ Ruhsat ve bid’atlerden sakınmak, tüm vacipleri tam olarak yapmak, mekruh ve haramlardan kaçınmak gerekir. Hatta hılaf-ı evla ( en iyinin dışında ) ve tenzihi ( hafif) mekruhlar bile nisbet ve huzuru elde etmeye engeldir” diye buyurmuşlardır. Zira bu yüce tarikatın temeli ilahi sevgi ve gayrettir. Bu sevginin ve gayretin aşırı olması sonucu insan kendisi için iyi olanı göremez, dinin dışına çıkar, fitneye düşer, yersiz sözler, saçmalıklar ve şatahat ( kendinde olmadan söylenen sözleri) söyler.
Sekir ( kendinden geçme) ve nefsi görmemek hali kişiye dinin temel kurallarını unutturur, fitneye düşürür. Halbuki şer’i şerifin dışına çıkma sevgi ve gayrete engeldir. Bundan dolayı emaneti ( muhabbet ve gayreti) yüklenmekten yerler, gökler ve dağlar korktular. Hatta yaratılanların en şereflisi olan Peygamberimiz ( s.a.v) muhabbet fitnesinden Allahu Teala’ya sığınmıştı. Nitekim Efendimiz Hafız Şirazi ( k.s) bu inceliği şöyle belirtmişti: “ Gerçek şudur ki, başlangıçta sevgi ve aşk kolayca ortaya çıkmamıştı. Tersine, sonradan birçok sıkıntı ve zorluklara katlanmakla ortaya çıkmıştı".
Neyf ve ispat zikrinin dört rüknü vardır :
1- La İlahe İllallah
2- Muhammedün Resulullah.
3- Bu ikisinin anlamlarını düşünme.
4- Nefesi bırakırken kalben “ İlahi ente maksudu ve rıdake matlubi” demektir.
Kötü arzuları nefyetmek ( kovmak, gidermek) gayesiyle mürit şuhuda ( görüntü, zuhurdan zuhura “ türeme, ortaya çıkma” iletilir. Buradaki şuhud ve zuhurun hepsi velayet-i suğra, “ küçük velilik” makamından sayılmaktadır. Bu velilik kulluğu ve nefsin hastalıklarını bilme makamıdır. Bu makamda nefis sakin ve mutmain ( gönül doygunluğu) gibi görülse de, emirlere uyma ve yasaklardan sakınma hali, hatta nefsin arzularının azalması onun özelliğinden değil, alışkanlık kazanmış olmasındandır. Alışkanlıktan dolayı da emirlere uyma ve yasaktan kaçma istenilen amaca uygun değildir.
İnsan aslında 10 latife(güzellik) ile yaratılmıştır. Bu letaifin beş tanesi madde aleminden, diğer beşi de emir(melekut) alemindendir.
Emir alemi, görüntü ve madde olmaksızın, Allah (c.c)'ın emriyle yaratılmıştır. Emir alemi, arşın üstündedir. Alem-i mülk veya alem-i halk olarak isimlendirilen madde alemi ise arşın altından hava küresine kadar olup beş duyu ile anlaşılabilir.
Emirler aleminden olan beş latifeden biri insani "kalb"dir. Madde alemindeki yeri, insanın sol memesinin dört parmak altındadır. İkincisi insani "ruh" olup sağ memenin dört parmak altındadır. Üçüncüsü "sır"dır ve sol memenin iki parmak üstündedir. Dördüncüsü "hafa" ismini alır, sağ memenin iki parmak üstündedir. Beşincisi boyun çukurunun iki parmak altında bulunan "ahfa"dır. Bu latifeler İmam-ı Rabbani (k.s) Hazretlerinin buyurduğu gibi nurdan yaratılmıştır. Bunların varlığını keşif sahipleri de söylemektedir. Çünkü bu latifeler esas yerlerine (emir alemine) döndükten sonra yerleri boş olarak görülmektedir.
Zikir iki çeşittir :
1. Lafza-ı Celal ( Allah sözü) zikri,
2. Nefy-u İsbat ( Kelime-i Tevhit ) zikri.
1. Lafza-ı Celal Zikri :
Celal zikri yalnız kalple veya hem kalp hem de latifelerle çekilir. Müride ilk kez beş bin adet verilir. Herhangi bir nedenle eksik çekerse veya bırakırsa kazası gerekmez. Bunu çekiliş yöntemi şu şekildedir : Salik(mürid) abdestli , gözleri kapalı, kıbleye veya üstadının yönüne doğru duvara yakın olarak bir örtü altına girerek oturur. Sağ ayağını sol ayağının altına koyar, sağ kalçası üzerine oturur; bunu yapamazsa bağdaş kurarak ve diz çökerek oturur.