Halifelik üç kısımdır:
1- Birincisi: Cenabı Hakk'tan doğrudan Resulullah (a.s.)'a gelir, O'ndan da silsiledeki sâdâta, onlardan da hayattaki mürşide bildirilir.
Mürşid de halifelik emri gelen kişiye tebliğ eder. Bu kişi bu emri red edemez. Bu özellikteki kişi kalb, letâif ve Nefyu isbat virdini sırası ile çekip bitirmiştir.
2- İkincisi: Mürşid, kendi şeyhi veya silsiledeki başka meşayihlerle istişare kurarak bazı zâtlara halifelik verebilir. Bu zât da aynı şekilde seyri sülûkunu tamamlamıştır:
3-Üçüncüsü: Mürşid; uygun gördüğü bir şahsa, kısa zamanda vazifesini tamamlatır veya onu çileye tabi tutar veyahutta kendi görüş ve yetkisine dayanarak bir kişiye hilafet verebilir.
Bu bilgileri bizzat Gavs (k.s.) bir sohbetinde dile getirmiştir. Gavs (k.s.) önceleri ilmi şeriatı tahsil etmiş sonraları da tarikat ameline başlamıştır.
Mübarek Şah-ı Hazne (k.s.)'ye bağlandıktan sonra özel vird ve amelinin yanında tekke hizmetlerini de en iyi şekilde yapmıştır. Mübarek kırk seneye yakın bir zaman tarikatla uğraşıp, Şah-ı Hazne (k.s.) ile ilgi kurmuştur. Bu müddet zarfında Şeyhi kendisine devamlı Şeyh Abdülhakim diye hitap etmiştir.
Gavs (k.s.) büyük bir âlimdi. Ayrıca tarikat ameli olan kalb, letâif ve Nefyu isbatını tamamladıktan bir zaman sonra Ramazan ayında gördüğü rüyayı Şah-ı Hazne (k.s.)'ye anlatır.
Rüya şöyledir: "Hazret şöyle der; "Abdülhakim, Şah-ı Hazne (k.s.)'ye söyle, seni artık fazla yormasın. Sen halifeliği hakkı ile kazandın artık hakkını versin yeter."
Bu rüyadan sonra Şah-ı Hazne (k.s.) der; "Şeyh Abdülhakim (k.s.) ben de biliyorum ama Ramazan ayının feyz ve bereketinden daha fazla istifade edesin diye seni çalıştırıyordum! Madem Sâdat böyle istiyor, hakkındır" deyip 1938 yılında hilafeti vermiştir.
Hilâfet aldıkları sırada Taruni köyünde ikâmet ediyorlardı. Oradan Bilvanis'e sonra Kasrik'e en sonunda bugün mübarek kabirlerinin bulundukları yöreye hicret ettiler. Tarikat vermeğe ilk defa Taruni köyünden başladılar. Burada pazartesi ve perşembe günleri teveccüh yapıp insanların hidayetine vesile olurlardı.
Gavs (k.s.) hilâfeti alıp irşada başladıktan on bir yıl sonra Şeyhi Ahmed'ül Haznevi vefat etmiştir. Bu vefat hadisesinden sonra Gavs (k.s.) Hazretlerine bağlananların sayısı da artmıştır. Bunlar İslâm'ın emir ve hükümlerini en iyi şekilde öğrenip yaşamağa çalışıyorlardı. Bağlananlar arasında bazı Şeyhler, halifeler ve başka tarikat bağlıları da vardı.
Bir gün Gavs (k.s.) Hazretlerine bir mektup geldi. Bu mektup bir şeyh efendidendi ve şöyle diyordu:
Yan yana otlayan iki sürünün birisinden diğerine bir koyun geçerse o çoban gelen koyunu sahibine iade etmelidir. O halde bizden size gelip bağlanan müridleri tekrar bize iade ediniz.
Bu sözler üzerine Gavs (k.s.) tebessüm edip buyurdu:” Biz ceddi pâkimizin ümmetine hizmeti gaye edinmişiz. Bütün gaye ve maksadımız budur. Resulullah (s.a.v.) bize ilmi miras bırakmıştır. Kim ki bu ilme şartlarına uyarak gerçekten sahip çıkarsa vâris o kişidir. İnşallah bu vâris gerçek sahiplerinin eline geçer. Biz buna her zaman duacıyız. Bizim önder olup yetki sağlamak gibi bir niyetimiz yoktur. Allah her şeyi bilir.
Gavs (k.s.) ile birlikte irşada gidenler anlatıyor:
Şah-ı Hazne (k.s.)'nin vefatından iki üç ay önce, kışın en şiddetli olduğu bir zamandı. Birkaç yerleşim merkezine uğradık. Herkes tövbe alıp tarikata intisab etti. Kermete adlı beldeye vardık. Yine herkes tevbe ile tarikat aldı. Yalnız köyün imamı Molla Ali almadı. Köy halkının ricasına Molla Ali şöyle diyordu;
-Eğer Şeyh Abdülhakim gerçekten işinin eri ise beni yolumdan çevirsin. Ben kimseden el almam.
Bu sözler Gavs (k.s.)'a bildirildiği zaman mübarek şöyle buyurdu;
- Hazret (k.s.)'e sormuşlar, Efendim, falanca zat seyrü sülükte şu kadar zaman kaldığı halde halifelik alamadı. Bunun hikmeti nedir? Hazret (k.s.) der;
- Merkep yavrusu doğumundan ne kadar zaman sonra ayağa kalkar? Hazret (k.s.)'e bu soruyu yöneltenler;
- Beş dakika sonra Hazret (k.s.) devam eder;
- Peki, insan yavrusu ne kadar zaman sonra yürümeğe başlar?
- Bir seneden sonra, diye cevap verirler. Hazret (k.s.);
- Ne kadar zaman sonra akıl baliğ olur, derler. Karşısındakiler;
- Takriben 14-15 yaşlarında akıl baliğ olur, derler. Bütün bunlardan sonra Hazret (k.s.) der;
- İnsan yavrusu uzun süre terbiyede kaldıktan sonra insan oluyor. Merkep yavrusuna gelince doğar doğmaz ayağa kalkıyor, fakat yine merkep oluyor, der.
Gavs (k.s.) Hazret (k.s.)'ten bu nakli yaptıktan sonra şöyle der;
- Çocuğa önce ana sütü, sonra süt, sonra da hazmedeceği şeyler verilir. En sonunda yemek verilmeğe başlanır. Yeni doğan çocuğa ekmek verilmez, çünkü boğulur.
Gavs (k.s.) bu sohbeti molla Ali'ye anlatır. Molla Ali "O ekmeği yeter ki versin, isterse boğulayım," der. Bu itirazlara rağmen molla Ali istemeye istemeye Gavs (k.s.) Hazretlerine bağlandı. İntisabın ertesi günü teveccüh vardı. O da teveccüh talimatı alarak teveccühe girdi. Gavs (k.s.) silsileyi okuyup istimdat istedikten sonra molla Ali yi şiddetli bir cezbe tuttu, böylece teveccüh bitti. Herkes gidip yemeğini yedikten sonra molla Ali doğrudan Gavs (k.s.) Hazretlerinin huzuruna çıkarak dedi;
- Efendim, ben sizin büyüklüğünüzü şimdi anlıyorum. Halis niyetle tevbe alacağım! Bu şekilde molla Ali yeniden tevbe aldı.
Kermete'te yaşayanların çoğu şaki idi. Bunlar tevbe edip İslâm'ın emir ve hükümleri gereğince yaşamaya başladıktan sonra etrafa korkunç derecede bir fütuhat oldu.
Gavs (k.s.) Hazretlerine gelip tevbe alanların içerisinden cahil dahi olsa tutuldukları cezbeden dolayı büyük bir âlim gibi sohbet edenlerin çıkması irşad faaliyetlerine daha büyük bir hız kazandırdı.
Bir gün Gavs (k.s.) Hazretleri'ne, yeni tevbe alıp bağlananlar dediler;
- Efendim, bulunduğumuz yörede seyyidler var, lâkin onlar tevbe etmiyorlar. Tevbe alıp size bağlandığımız için bize de çok kızıyorlar. Bu konuda ne buyuruyorsunuz? Gavs (k.s.) dedi ki;
- İnsan şeyhleri, seyyidleri, iman kaygısıyla sever, bu yüzden onlara hürmet eder. İnsana zarar veren kişiye ne sevgi ne de hürmet gerekir!
Gavs (k.s.) çeşitli beldeleri gezerek irşadla uğraşıyordu. Bir zaman sonra bazı ileri gelenler kendi aralarında istişare edip Gavs (k.s.) Hazretlerine itiraz ederek dediler;
- Efendim, namaz kılarken bir kişide cezbe hali ortaya çıksa o kişinin namazı bozulur. Siz bu hale ne dersiniz? Mübarek Gavs (k.s.) buyurdu;
- Şah-ı Hazne (k.s.)'nin zamanında bir belde halkı, imam hariç tamamen tevbe alıp tarikata bağlandı. İmamın bu haline çok kızan o yöre halkı, Şah-ı Hazne’yi ziyarete gidelim. O kimseyi tarikata filan girmeğe zorlamaz. Siz de bu vesileyle seyahat etmiş olursunuz dedi. Hoca efendi bu daveti kabul etti. Yalnız şu var ki seyahate giderken içinden şöylece niyet etmişti:
Ben O'nun elini öpünce o da benim yüzümü öpsün ve bana ismimle hitap etsin. Sonrada talebe iken bir gün piknikte tavşan yemiştik; bunu söylesin.
Sofiler ve hoca hep beraber Hazne'ye varıp Şah-ı Hazne (k.s.)'yi ziyaret ettikleri zaman Şah-ı Hazne (k.s.) onun yüzünü öper; daha sonra müsaade edilince hoca biraz geri çekilir. O zaman Şah-ı Hazne (k.s.); "Hoca efendi nasılsınız, iyi misiniz?" der. Bütün bunlara şaşıran hoca kendi kendine söylenir; "Niyet ettiğim üç şeyden ikisini bilip yerine getirdi. Bakalım üçüncüyü de bilecek mi?" Biraz sohbet ettikten sonra Şah-ı Hazne (k.s.): "Hoca nerede o eski günler, talebelerle pikniğe gidip tavşan filan yemeler, o zaman dünyanın tadı başka idi." der.
Gavs (k.s.) sohbetini burada kesip binitinin hazırlanmasını emretti. Tam bu sırada dinleyenler arasında acayip cezbe halleri zahir oldu. Kimi ağlıyor, kimi de cansız yerde yatıyordu. Bu hali şahidi olan molla;
"Efendim, bunların bu hali haktır; çünkü şeref sahibi kimseler ihtiyarlarıyla kendilerini bu hale sokmak istemezler." dedi. Daha sonra, ben de bağlanacağım diyerek tevbe tarikat aldı.
Gavs (k.s.) böyle güçlüklerle karşılaştığı hâlde yılmayarak insanların hidâyeti uğrunda irşad çalışmalarına devam etti.
Yine birgün irşad için gittiği beldede kendisine şöyle dediler:
- Efendim, siz nasıl çobansınız ki sürünüze katılanları sahiplerine vermiyorsunuz? Mübarek Gavs (k.s.):
- Biz kim, çobanlık kim... Biz Hazret (k.s.) ve Şah-ı Hazne (k.s.)'nin hizmetçisiyiz. Hizmetçi doğru çalışmazsa, efendisi kabul eder mi? Biz biliyoruz ki; Hazret (k.s.) ve Şah-ı Hazne (k.s.) yanımızdadır. İnsanlar bizden değil O'nlardan tevbe alıyor. Biz neyiz ki tevbe tarikat verelim.