Tasavvufi Genel Konular

Mürşide Hizmet Edebi | Risale-i Halidiyye

Bu hizmet ya beden veya mal ile olur.
Beden ile hizmet odur ki, mürşide hizmet Rasûlüllah SAV'e ve belki Allah Celle ve A'lâ'ya râcî olduğuna itikad edip, o hizmeti kendisine Cenâb-ı Hak'tan bir nimet bilmeli; ve bu hediyeye mazhar ve hizmetin ona tahsis edildiğine memnun ve müteşekkir olmalı! Kalbinde bu hizmetten ötürü mürşidine, "Ben sana şöyle hizmet ediyorum!" diye imtinân etmemeli, yâni söylememelidir. Çünkü bu başa kakmak gibidir ve zehirdir, ecrini zâyî eder; bunu bilmeli ve inanmalıdır.

Hizmet edebi odur ki, mürşidin emrettiği nesneyi aslâ tehir etmemeli, velev ki başının kesilmesi pahasına dahi olsa... Yalnız şeriat işleri müstesnâ.( yani farzlar dışındaki vakitlerde böyle yapmalıdır )

Eğer bir şeye söz vermişse, helâk olacak olsa bile sözünden dönmemelidir... mürşidin hizmetine kendi işlerinden daha çok değer vermelidir. Önce onun işini yapmalıdır.Mürşidine hizmeti bir lahza bile tehir etmemelidir. Bilmeli ki, mürşidin himmet ve mededi o hizmete imdad edip, onunla vücuda gelir. Ve hizmetinden hemen hàdim ve mümtesil, yâni hizmete memur olmaktan başka bir şey kasdı (amacı) olmamalıdır... Eğer kendisinde bir gönül hoşluğu veya velâyet ve sâire gibi bir garaz olursa, derhal tevbe ve istiğfar etmelidir... Ve daha doğrusu bu ki, Hak Teàlâ kendisini sanki mürşidine hizmet için halk ettiğine(yarattığına) itikad etmelidir... Hattâ nefsini bile mevcud görmeyip, hizmeti ona nisbet etmemelidir.

Niyazi-i Mısri hazretlerinin hayatı

Niyazi-i Mısri hazretlerinin asıl adı Mehmet (Niyazi)

dir.İkinci Osman devrinde 1617-1618 yıllarında (Hicri 1027) Malatyada şimdiki

adı Soğanlı olan "İşpozi" kasabası'nda doğmuştur.Babasının adı Ali

Çelebidir.

1638 de Medrese tahsilini tamamlayarak icazet alan divan

sahibi Tanrısal ilimler üzerinde çalışarak bilhassa tefsir,hadis,fıkıh ve

tasavvuf alanlarında yavaş yavaş adını çevresine duyurmaya

başlamıştır.Tasavvufu daha başlangıçta iyi şekilde kavramasıyla yaptığı

va'azları da o derece etkili oluyor ve büyük ilgi topluyordu.Babasının bir

Nakşibendi tarikatı mensubu olmasına rağmen,henüz 21 yaşında genç bir vaiz iken

Mürşid İle Konuşma Edebi | Risale-i Halidiyye

Müridin mürşid ile konuşacağı zaman, evvelâ uygun bir şekilde izin istemesi ve huzurunda hoşa gitmeyecek şeylerden sakınması, sesini gayet yavaş ve hafif olarak çıkartması, yüksek sesle kat'iyyen konuşmaması gerekir. Hattâ köle ve uşakların efendilerinin huzurunda konuştukları gibi konuşmalıdır.... Konuşmada edebe riayetle,
(Lâ terfaû esvâteküm) [Sesinizi yükseltmeyin!] (Hucurat: 2)
Emr-i celîline riayet eylemelidir... Mürşidin sözünü kalb ve lisanıyla tasdik edip, gerek lafzan ve gerek kalben, "Neden? Niçin? Hayır öyle değil, böyledir." gibi sözlerle mukabele etmemelidir... Zîrâ hakikat ehli, mürşidine bu gibi mukabelede bulunan müridlerin ebediyyen felâh(kurtuluş) bulamayacağını bildirmişlerdir.

Mürşidin Huzurunda Bulunma Edebi | Risaleyi Halidiyye

Feyzin gelişi buna bağlıdır. Bu da iki kısımdır; biri zahiren(görünen yönüyle), biri de bâtınendir.

Zahiri edebi odur ki, mürid mürşidinin yüzüne bakmayarak, huzurunda boynunu büküp şöyle durmalıdır: Sanki sultandan kaçan bir köle tutulup sultanın huzuruna getirildiği vakitteki gibi. Ve o dâimâ huzû(tevazu) ve huşû üzere olmalı ve mürşidin emri ve izni olmadıkça oturmamalıdır.Tarîkatla ilgili bir sıkıntısı olsa bile, mürşidin izni olmadıkça kendiliğinden söze başlamaz, cevap vermez, kalkmaz ve oradakilerle konuşmaz...

Şeytanın Hileleri (Muhyiddin-i Arabi) Son Bölüm

Resullullah (s.a.) Efendimiz tekrar bir başka mevzua geçti ve şöyle sordu :

<< Sana göre insanların en saadetlisi (!) kimdir? >> Namazını bilerek kasden bırakanlar.
<< Peki , insanların en şakisi kimdir ? >> Cimriler
<< Peki, seni işinden ne alıkoyar ? >> Ulema meclisleri
<< Peki , yemeğini nasıl yersin? >> Sol elimle parmaklarımın ucu ile.
<< Peki , sam yeli estiği zaman ne ortalığı sıcaklık bastığı zaman çocuklarını nerede gölgelendirirsin ? >> İnsanların tırnaklarının arasında.

Resullullah (s.a.) Efendimiz bundan sonra , bir başka bir mevzuu sordu. İblis de cevap verdi .
<< Rabbinden neler talep ettin ? >>

Şeytanın Hileleri (Muhyiddin-i Arabi) 2. Bölüm

Resullullah (s.a.) Efendimiz , yukarıdaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra ,
şöyle buyurdu :
<< Ümmetime saadet ihsan eden ; seni taa, belli bir vakte kadar şeki kılan Allah'a hamd olsun. >>

Resullullah (s.a.) Efendimiz ' in o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi :
— Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede ? Ben , o belli vakte kadar diri kaldıkça, sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın ?
Ben , onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım. Ama onlar , benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaradan ve
baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırırım. Cahillerini ve alimlerini,ümmilerini

Şeytanın Hileleri (Muhyiddin-i Arabi) 1. Bölüm

İbn-i Abbas (r.a) Hz.' inden naklen Muaz b, Cebel rivayet ediyor :
—Bir gün Resullullah (s.a.v) ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık. Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık.

Bu arada, dışarıdan bir ses geldi :
—Ev sahibi..... içerdekiler... Eve girmem için bana izin verir misiniz? Benim sizden bir dileğim var.

Bunun üzerine , herkes Resullullah (s.a.v)efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orda ve her zaman büyük oydu... İzin ondan
çıkacaktı. Resullullah (s.a.v) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve :

— << Bu seslenen kimdir bilir misiniz?>>

Buyurdu.... Biz hep birden şöyle dedik :
— En iyi bilen ALLAH ve Resuludur.

Bunun üzerine Resullullah (s.a.v) Efendimiz :
— << O, lain iblistir. –Şeytandır– Allah'ın laneti onun üzerine olsun....>>

Rabıta ve Mürşide Hizmet edebi | Risaleyi Halidiyye

Râbıta edebi, mürşidin ruhaniyetine ve onun hemen iki gözü arasına teveccüh etmektir. Çünkü, "Onun hayal hazinesi iki gözünün arasıdır." demişlerdir. Buradan şeyhinin ruhàniyetine nazar etmektir. Orası feyz kaynağıdır. Mürid bu suretle yalvararak ve niyaz ile tevessül ettiği halde, mürşidin ruhaniyetini iki gözü arasına dahil etmeli ve oradan kalbe, kalbin derinliğine yavaş yavaş inmeli ve onu hayalinden kaybetmemeli .Hatta bu hayalde kendi nefsini bile kaybetmeli. Zira kalbin derinliğinin sonu yoktur ve Allah'ı seyretmek dâimâ kalben hâsıl olur. Maksad Zât-ı Bârî'dir. Râbıta ise Allah'ı seyre vesîledir.

Râbıtaya delil çoktur. Kitab, sünnet ve kıyas ile sabittir:

Niyet Edebi- Risaleyi Halidiyye

Niyet, dinin usüllerinden büyük bir asıldır. Bütün ibadetlerin kökü mesâbesindedir. Buna,

(İnnemel-a'mâlü bin-niyyât) [Ameller niyetlere göredir.] hadis-i şerifi kuvvetli bir delildir. Amellerin makbul olması için niyet şarttır. Nitekim;

(Niyyetül-mü'mini hayrun min amelihî) [Mü'minin niyeti amelinden hayırlıdır.] Hadis-i şerifi de bunu pek güzel izah etmektedir. Ve yine iki cihan serveri, sevgili Peygamberimiz Efendimiz(S.A.V);

(Ve innemâ liküllimriin mâ nevâ, femen kânet hicretühû ilallàhi ve rasûlihî, fe hicretühû ilallàhi ve rasûlihî) [Muhakkak ki her kişi niyetlendiğini bulacaktır. Kim Allah'a ve Rasûlüne hicret ederse, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir.] buyurmuşlardır.

KİTABU'Z-ZİKR

KİTABU'Z-ZİKR Hz. Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. AIIahu Teâlayı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini "Aradığınıza gelin!" diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: "Kullarım ne diyorlar?" "Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana tazim (temcid) ediyorlar" derler. Rabb Teâla sormaya devam eder: "Onlar beni gördüler mi?" "Hayır!" derler.

İçeriği paylaş