Gavs-ül Azam Seyyid Abdulhakim El- Hüseyni Hz.

Gavs Hz. Sohbetleri 4. Sohbet

 Şu dünya hayatında keyifle çalışan kimse yoktur, kimse isteyerek çalışmaz. Ama çalışmaya da mecburdur. Çünkü çalışmazsa bu dünya hayatında aç kalır, susuz kalır, perişan ve muhtaç olur. İşte bunun içindir ki bir çok kimse ağır şartlar altında çalışmaktadır. Meselâ, Adana'ya pamuk toplamaya giden kimseler; evlerini, çocuklarını, mal ve mülklerini terk ederek ağır şartlar altında, kavurucu sıcak güneşin hararetine tahammül ederek, sıcak suları içerek kendi arzuları ile, isteyerek mi gidiyorlar? Hayır, çünkü mecburdur gitmeye. Biliyor ki bir ay kırk gün o sıkıntıya katlanıp çalışmazsa, dünya hayatında müşkül durumda kalacak, aç kalacak, perişan olacak. Ona, buna muhtaç ve el âlemin içinde rezil olacak.
İşte âhiret için de aynen böyledir. Kimsenin canı, keyfi çalışmak, ibadet yapmak istemese bile, Allah'ın gazabına uğramamak, cehennem ateşinde yanmamak, âhirette perişan olmamak için yüzünü Allah'a döndürmeye mecburdur. Nasıl dünya hayatında perişan ve muhtaç olmak istemiyorsa, âhiret hayatında da perişan ve muhtaç olmayı istememeli ve bunun için Allah'ın emirlerine uymalıdır. Şayet uymazsa öldüğü vakit, ruhu çıktığı vakit Allah'ın azabına uğrar. Kabir azabı çeker, hesaba gittiğinde orada zor durumda kalır ve sonunda Rabbü'l-Âlemîn onu cehennem ateşine atar. İşte bu felâketlere uğramamak için, insanın yüzünü Allah'a çevirip emirlerine riayet etmesi lâzımdır. Allah'ın rızasını kazansın. İnsan ne kadar Allah'a yönelirse emirlerine riâyet ederse o kadar Allah'ın yanında makbul olur. Nitekim Allah-u Teâlâ (c.c) bir âyetinde şöyle buyuruyor:
Allah katında en şerefliniz Allah'tan en fazla korkanınızdır. (Hucurat: 13)

Gavs Hz. Sohbetleri 3. Sohbet

 Geçmiş zamanda fakir, dünya malı olarak bir şeye malik olmayan bir papaz vardı. Bu şeyhler ne yapıyorlar? Halkı kandırıp zengin oluyorlar. Ben de kimsenin tanımayacağı uzak bir memlekete gideyim. Kendimi şeyh olarak tanıtayım. Böylece zengin olurum diye düşünüyor. Hemen tasavvuf kitaplarını temin ediyor. Tarikat adablarını okuyor. Nasıl hatme yapılır, nasıl teveccüh yapılır, hepsini öğreniyor. Adab ve talimatları ezberliyor. Ve kalkıp kendinin tanınmayacağı bir memlekete gidip kendini şeyh olarak tanıtarak tarikat vermeye başlıyor. Hatme, teveccüh, tâlim ve âdab derken etrafına çok kalabalık birikiyor.

Kendisine muhabbet ve bağlılığı çok fazla olan bir dükkân sahibi tüccar varmış. Papaz da onun sık sık ziyaretine gidermiş. Bu tüccar verilen vazifeleri yapıyor, samimi olarak çalışıyor ve nihayet keşfi açılıyor. Bir gün virdini çekmiş rabıtadayken, hele bir bakayım şeyhimin Allah yanında mertebesi ne kadar yücedir, diye Levhi Mahfuza nazar ediyor bir de ne görsün? Bunca zaman hizmet ettiği şeyhi orada müslüman değil, keşiş olarak yazılır. Derhal şeyhine karşı kalbi soğuyor. Muhabbeti kesiliyor. Hergün kendisine uğrayan hürmet ve saygı gösteren şeyhi o günden sonraki ziyaretlerinde bakar ki tüccar hiç hürmet göstermiyor, âdabı falan terk etmiş. Dayanamaz: "Bana karşı soğuk davranıyorsun, muhabbetin kalmamış, bunun sebebi nedir?" diye ısrar eder. Tüccar evvelâ söylemek istemez, fakat ısrar karşısında hakikati söyler: "Benim dinimde kâfire hürmet yoktur. Allah'ın inâyetiyle keşfim, kerametim açıldı, Levhi Mahfuza şeyhimin makamına bakayım, dedim. Baktım, seni orada papaz olarak gördüm. Kâfire hürmet caiz olmadığı için sana hizmet etmiyorum." Papaz donup kalıyor.

Gavs Hz. Sohbetleri 2. Sohbet

 Gavs (k.s.) bir sohbetlerinde şöyle buyurdular: "Eğer irşad etmek vaaz ve nasihatla olsaydı, çok güzel vaaz eden nasihatta bulunan hocaların, mollaların etrafında cemaatlerin bulunması, onları irşad etmesi icap ederdi. Halbuki hiç de öyle değil." Demek ki, bu iş zahirî değil. Bu iş, yani kulluğa davet vaaz ve nasihatla değildir. Ancak ve ancak sâdâtın mânevî tasarrufu tesir ve irşada sebeptir.

Yine Gavs (k.s.a.) bir sohbetlerinde şöyle buyurdular: "Bir şeyhe sormuşlar: "işiniz nedir, sanatınız nedir, siz neyle meşgul oluyorsunuz?" diye. Demiş ki: "Bizim işimiz çözmek ve bağlamaktır." Nasıl çözmek ve bağlamak Kurban? diye sorduklarında şöyle cevap vermiş: "Bize gelenlerin kalplerini dünyadan çözer, âhirete bağlarız."

Gavs-i Hizanî Hazretleri'nin huzurunda cezbe ve harareti çok kalabalık bir cemaat her zaman bulunurdu. Cezbe, hararet ve muhabbetin çokluğundan kimse huzurunda normal olarak oturamazdı. Halbuki Gavs (k.s.) fazla sohbet de etmezdi; umumiyetle sükût ederdi. Fakat tasarrufu maneviydi. Manevî tasarrufta bulunurdu. Bir seferinde oğlu vaaz ve nasihat etmek için müsaade ister. Müsaade alır ve sohbete, vaaza başlar. Allah'tan bahs eder. Bir iki saat kadar vaaz eder. Hiç kimseden ses yok, muhabbet ve cezbe emaresi görülmez. Sohbet biter. Babası Gavs-i Hizanî "Haydi, kalkın kamet getirin" der demez, cemaatin içinde bir feryadu figan kopar. Gavs'ın oğlu hayrette kalır: "İki saattir sohbet ediyorum, hiç kimsede ses yok. Babam "haydi, kamet getirin diyor. Bütün millet cezbeye kapılıyor."

Gavs Hz. Sohbetleri 1. Sohbet

İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Eshâbı Kehfin köpeği. Köpek olması münasebetiyle haram, necisül-ayndır(şafiilere göre). Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır. Fakat iyilerle kaldığı için, Allah-u Teâlâ onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisül-ayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak.

Halbuki Nuh Peygamberin oğlu, Ulü'l-azm bir Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Rabbü'l-Alemîn de onu kâfirler zümresinden yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine, imansız olarak gitti ve cehennemlik oldu. Öte taraftan haram olan bir köpek ise cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.Bu mevzuda Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:
İnsan her kimi seviyorsa (Kıyamette de) onunla beraber (haşr olacak kiminle arkadaşsa Haşirde de onunla arkadaş) olacaktır.Öyleyse kimlerle arkadaş olmamız lâzım geldiğini, kimleri sevmemiz icap ettiğini bilmemiz lâzım; dolayısıyla Hazret'i sevmemiz, şeyhleri sevmemiz, Sâdât'ı sevmemiz lâzımdır ki, Kıyamet gününde de onlarla beraber olup sevdiğimizden menfaat görmüş olalım.Düşmanlarına bile iyilik yapan, onlara ihsanlarda bulunan Rabbü'l Alemîn çok büyüktür. Kâfirler ki Allah'ın münkirleridir, Alllah'ı inkâr ederler, dolayısıyla Allah'ın düşmanlarıdırlar, onlara bile iyilik eden, mal veren, evlât veren, dünya keyfi ve zevki veren Rabbül Alemin nasıl olur da dostlarına, yüzünü Allah'a çevirip onu seven kimselere iyilikte bulunmaz, onlara nimetler verip ihsan etmez?

Gavs Hz. nin Hastalığı ve Vefatı

Gavs Hz(k.s) hastalığı sırasında hekimliği ve hizmetini yapanlar şöyle diyorlar:
Gavs Hz(k.s) ilk hastalığı sırasında; baş ağrısı, halsizlik ve baş dönmesinden şikâyetçi idiler. Mübarek bazı zamanlar, vecd ve istiğrak haline girip kendinden geçiyordu.
Biz ilk tedavisi için yakın vilayetlere gidip oralardan çeşitli tıbbi tahlil ve müdahaleler yaptırdık. Mübareğin hastalığı bağırsak kanseri olarak tespit edildi.

Mübarek tedavi görürken bir gün şu sohbeti yaptı:
--Bir kişi harbe katılıp yaralansa, sonra da bu yaralardan mütevellid vefat etse, birkaç dakikalık çektiği ızdıraptan dolayı şehit mertebesine erişiyor. Şehitlerin makamı ise malumdur. Velilerin durumu ise çok değişiktir. Şöyle ki:

Gavs-ı Bilvanisi Hz nin İrşad Dönemi

Halifelik üç kısımdır:
1- Birincisi: Cenabı Hakk'tan doğrudan Resulullah (a.s.)'a gelir, O'ndan da silsiledeki sâdâta, onlardan da hayattaki mürşide bildirilir.
Mürşid de halifelik emri gelen kişiye tebliğ eder. Bu kişi bu emri red edemez. Bu özellikteki kişi kalb, letâif ve Nefyu isbat virdini sırası ile çekip bitirmiştir.

2- İkincisi: Mürşid, kendi şeyhi veya silsiledeki başka meşayihlerle istişare kurarak bazı zâtlara halifelik verebilir. Bu zât da aynı şekilde seyri sülûkunu tamamlamıştır:

3-Üçüncüsü: Mürşid; uygun gördüğü bir şahsa, kısa zamanda vazifesini tamamlatır veya onu çileye tabi tutar veyahutta kendi görüş ve yetkisine dayanarak bir kişiye hilafet verebilir.

Gavs Hz nin Hazne Dönemi

Şah-ı Hazne (k.s.)'ye bağlanıncaya kadar imanını tehlikede gören Gavs (k.s.) bağlandıktan sonra tamamen kendi istek ve arzusundan vazgeçmiştir. Hayatının bu ikinci döneminde mürşidinin istek ve emrini eksiksiz yerine getirmek için kendisini mürşidinin yoluna adamıştır. Hazne'deki günlerini mübarek şöyle anlattı:

Gavs-ul Azam Seyyid Abdulhakim Hz. Hayatı 1. bölüm

Gavs Hz. Şahı Bilvanis Hz nin dedesi,Sultan Hz'nin ve Menzildeki Seyyid Abdulbaki Hz.'nin babasıdır. Seyda Hz. sohbetlerinde sürekli ondan bahseder, edep ve adap konularında onu örnek gösterir. Devamlı olarak da "bize bu hazine Gavs(r.a)'tan kalmıştır" der.

'Allah'ın lütuf ve ihsanı ile 10 Zilhicce 1322 (1902) tarihine rastlayan perşembe günü bir erkek çocuğum dünyaya geldi. Adını Abdülhakim koyup sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okudum. Fıkıh âlimi olması arzusu ile göbeğini Bacûrî adlı fıkıh kitabı üzerinde kestim."

Babası Seyyid Muhammed, Gavs Hz nin doğumunu bu sözlerle anlatmıştır.

İçeriği paylaş